
1960′lar…
Bu ülke, kısa bir süreliğine de olsa aydınlanma süreci yaşadı. O sürecin kalıntıları evrildi, eğildi ve nihayet eleğin geniş çeperli deliklerinden akıp gitti. Geriye ise anıları kaldı kulağımıza çalınan…
Ülke çok partili döneme geçmenin sancılarını yaşıyor: Vatan Cepheleri kuruluyor, 27 Mayıs geliyor, Menderes gidiyor… Kuruluş yıllarının ağır havasının hala hakim olduğu o dönemde, bugün anlaşılması zor, masal gibi gelen bir rüzgar esiyor şairlerin nefeslerinden sokaklara.
Yeni kıtada, kiliselerde blues gırtlaklı rahiplerin şefliğinde gospel şarkılar söyleniyor. Ray Charles gospeli tanrısal sözlerin egemenliğinden kurtarıp I Got a Woman’ı söylüyor…
Şairlerden sokaklara sirayet eden şiir ve şiirimsi yaşamlar o kadar çok kabul görüyor ki şiir okumak için bir araya geliyor insanlar. Kilislerdeki inananlar gibi fakat onlardan farklı olarak tanrısala değil insani olana ağıt yakıyorlar…
Yağmura, soğuğa meydan okuyorduk, şiirin sıcaklığı bizi çekmişti.
Ellili yılların edebiyat matinelerinde hayran olduğumuz edebiyat ustaları kendine özgü tavırlarıyla, eserlerini okuyuş tarzlarıyla kitapların ötesine götürürlerdi bizi.
Edebiyatın o eşsiz güzellikteki büyülü dünyasına.
Doğan Hızlan
O günlerin aranılan şarilerinden biri de Özdemir Asaf. Peltek konuşmasıyla şiirlerini okuduktan sonra alkışlara boğulur, iki elini kafasının iki yanına götürerek çift yanlı asker selamı verir. Bis te ise Lavinia’yı okur. (Memet Fuat, Konuşan Toplum)
Özdemir Asaf hakkında yeni bir şey söyleyecek durumda değilim. Yalnızlığın paylaşılamayacağını söylediği aforizmasını ilk duyduğumda karşımda çok hin bir adam olduğunu anlamam güç olmamıştı. Sonra ’sen bana bakma ben baktığın yönde olurum’ deyince adamıma yıldızlı pekiyi vermiştim. Ancak ardından gidememiştim Asaf’ ın. Bir gün geri döneceğimi umut ederek…
Bekir Çoşkun’u okuduğum yıllardı (90). Çoşkun’un kısa cümlelerle, muzip tavrıyla hedefini on ikiden vuran hiciv yeteneği bana hep Özdemir Asaf’ı hatırlatırdı. Çok sonraları Bekir Çoşkun’un da peltek olduğunu duyunca bir bu eksikti deyip gülüvermiştim…Diyeceğim, Asaf’ı tanımış ama bilememiştim. Onun için Haluk Oral ‘pek çok insanın henüz çok gençken kız arkadaşına okumak için ezberlediği, buruk bir tadı olan bu aşk şiiri kime yazılmıştır?’ diye sorduğunda (Şiir Hikayeleri) ben şiiri ilk kez okumuştum. Hatta sevgiliye okuduğumda, o da bana onun şarkısı da var deyip kulağıma fısıldadı..
Lavinia
San gitme demeyeceğim.
Üşüyorsun ceketimi al.
Günün en güzel saatleri bunlar.
Yanımda kal.
Sana gitme demeyeceğim.
Gene de sen bilirsin.
Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,
İncinirsin.
Sana gitme demeyeceğim,
Ama gitme Lavinia.
Adını gizleyeceğim
Sen de bilme Lavinia.
Mevhibe Meziyet Beyat, nam-ı diğer Lavinia, Oktay Akbal’ın akrabasıdır. Bu sayede genç şairleri tanıma fırsatı bulmuştur. Mevhibe’ yi Melda Kaptana şöyle anlatıyor:
Laleli’de Harikzadegan Apartmanı’nın kapısında buluşup konuşan delikanlıların Violetta’ sıydı. O sıralarda ünlü olan tangonun adıydı bu ve delikanlılar ıslıkla bu melodiyi çalardı Mevhibe onlara gülümsyerek geçerken. Güzel Sanatlar Akademisinde okurken mimar arkadaşları ona Gilda diye seslenirdi. O yıllarda gösterimde olan ve ve çok beğeni toplayan Rita Hayworth’un Gilda isimli filminden mülhem. Kızıl kahverengi iri dalgalı ve parlak çok güzel saçları vardı. Adalet Cimcoz da Marilyn Monroe’ya benzettiği için ‘Marlin’ diye çağırırdı Mevhibe’yi.
Mevhibe’ye bir çok erkek aşık olmuştur. Bunlardan biri Özdemir Asaf ise, diğeri de Asaf’ın en yakın arkadaşı Mevhibe’ nin akrabası Oktay Akbal’ dır. Akbal ise Mevhibe’ye Hisya adını vermiştir. Akbal, bu durumu şöyle anlatıyor:
Bir aralık aynı sevgiliye tutulmuş gibiydik. Rüzgar der demez saçlarının dağılmasını istediğimiz bir sevgili. Bu insanı biz bütün şiirlerimizde , yazılarımızda, ilk gençlik düşlerimizde aradık, bulmaya çalıştık. Kah bulduğumuzu sandık, kah elimizden kaçırdık. Bazen Özdemir’ le karşılıklı oturur, ya da sokakta uzun uzun yürürdük. Tek kelime konuşmadan.. Ya da konuşurduk.. Maçtan, sinemadan, en ufak şeylerden… Üzerine söz edilince sanki, büyüsü kaçacakmış gibi bazı konulardan uzaklaşırdık… Bunları konuşmadan yaşardık. (Şair Dostlarım)
Erkekler bu halde iken Mevhibe neler hissetmektedir? Lavinia ne Özdemir Asaf’ın aşkına cevap vermiştir, ne de Akbal’ın. İlk aşkı ünlü ressam ve aynı zamanda hocası Edip Hakkı Köseoğlu’ dur. İkincisi ise İlhan Selçuk’ tur. İlhan Selçuk bütün hikayeyi bir sevgililer gününde Cumhuriyet’teki köşesinde anlatır:
Lavinia’ya aşıktı Özdemir. Oysa o yıllarda Lavinia yere bakan birine tutulmuştu; fırtınalı bir ilişkinin tensel terinde köpüklenen dalgasını yaşarken, gönüllerde dolaşmanın çekiminden de vazgeçemiyordu; ileride bunun hesabının acıyla vereceğinden habersizdi. (Pencere, 14.02.1999)
Mevhibe 1952′de İlhan Selçuk ile evlenir. Daha sonra Öztürk Serengil ile kısa bir evlilik hayatı olur. Üçüncü ve son olarak da fotoğraf sanatçısı ve kameraman Muhlis Hasa ile evlenir.
Ruhi Bey‘ e rica etmiştim, bir Lavinia okuması için. Çok güzel bir süpriz yapmış. Ben de kendisinden izin alarak bu şiiri Sofia Hanım‘a armağan ediyorum: Lavinia (feat. w. Lalena)
Herkesin bir Lavinia’sı vardır, mutlaka olmuştur sevgili dostum.
Lalena da iyi gitmiş doğrusu. Yakışır. (Deli oldum sabah sabah, aklıma bir türlü gelmedi, ulan Emerson Lake and Palmer mıydı neydi derken Deep Purple sökün etti belleğime, azıcık Google emmimin yardımıyla. Halbuki bu parça benim milli marşım gibiydi, ne çok sever ve bıkmadan usanmadan dinlerdim.)
Ayrıca bu blog ne büyük sürpriz böyle, hayırlı olsun. Ruhi Bey ve Sofia Hanım’a da selam olsun.
Yav bu bloğun eski içeriğini nerelere attınız dostum?
Lalena aslında bir Donovan şarkısı; fakat ben ilk olarak Deep Purple’dan dinlediğim için midir bilemiyorum orijinal versiyonuna hiç ısınamadım… Bu daha yırtıcı ondan galiba.
Ruhi Bey’e bir selam da benden olsun…
İçeriğin tamamını “taslak” ladım Metin Ağabey, ne de olsa hepsi blogspot’ ta aktif diyerek. burada sadece şiirlerin etrafında dolaşırken blogspot’a ‘günceliğe’ gitmeye devam edeceğim…
Teşekkür ederim.
Usuyorsan ceketimi al,
Gunun en guzel saatleri bunlar,
Lavinia, yanimda kal….
Bayilirim bu sarkiya…
farelzan hanım siz misiniz?!
bu ne güzel süpriz yahu,
nerelerdesiniz, yoksunuz nicedir…
kayboldum… bilincli mi bilincsiz mi bilemiyorum… uzun bir sure daha yokum galiba ama ara sira sizi okumak guzel…
bilerek ve isteyerek kaybolmak güzel bir duygu olsa gerek; hiç bilemedim nasıl bir şeydir… arada sırada ses verin ama, öyle külliyen kaybolmak kabulumuz değildir.